Hoşgeldiniz.
Zona Hastalığı
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Hastalıklar
->
Zoster kelimesi yıllar boyu vücudu saran döküntüleri tarif etmek için kullanılmıştır. Hastalığı tarif etmek için birçok, renkli terim kullanılmıştır; Norveçliler ‘cehennemden güller kemeri’, Danimarkalılar ‘cehennem ateşi’ olarak isimlendirmişlerdir. Çok ağrılı bir hastalık olduğu için bu isimler son derece uygundur.Başlıca Nedenleri
Zona ile suçiçeğinde, etkenin aynı virüs (varicella zoster) olmasına karşın, iki hastalık birbirinden farklıdır. Zona genellikle orta yaşın üstündeki insanlarda görülür. Suçiçeği geçirildikten sonra konak sinir hücrelerinde bekleyen virüsün yeniden aktive olması ile ortaya çıkmaktadır.
Belirtileri Nelerdir?
En çok hissedilen belirti ağrıdır. Ağrı genelde kuşak şeklinde belirli bir hat üzerinde kendini gösterir. İlk belirti genellikle deride bir ya da daha fazla dermatoma uyan bölgede çok şiddetli ağrı veya uyuşma hissinin duyulmasıdır. Bu ağrı yedi gün devam eder. Ağrı geçtikten sonra daha yoğun bir biçimde geri dönebilir; arka planda sürekli bir rahatsızlık vardır ve buna bıçak saplanması tarzında daha kısa süreli ama daha şiddetli ağrılar eşlik edebilir.
ZONA HASTALIĞI = HERPES ZOSTER = GECE YANIĞI
Tıp dilinde ‘’herpes zoster’’ olarak isimlendirilmiş olan bu cilt hastalığı halk arasında ‘’zona’’, ‘’kuşak hastalığı’’ veya ‘’ gece yanığı ‘’ olarak bilinmektedir. Bu hastalıkla ilgili olarak hastaların en çok sorduğu sorularla birlikte hastalığı tanımanıza yardımcı olacak temel bilgileri içeren bir yazı hazırladık. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli konu doktorunuza danışmadan kendi hastalığınız ait teşhis ve tedavi yaklaşımlarından kesinlikle sakınmanız gerektiğidir. HASTALIĞIN NEDENİ NEDİR ?
Su çiçeği geçiren herkes zona hastalığına yakalanabilir. Çünkü bu iki hastalığa sebep olan virüs aynıdır. Bu virüs insan vücuduna ilk girişinde su çiçeği hastalığına sebep olur. Su çiçeği geçiren kişilerdeki virüs sinir hücrelerinin köklerinde yerleşir. Uzun yıllar hiçbir belirti ve rahatsızlık yapmadan sinir köklerinde kalabilir. Uygun ortam bulduğunda virüs aktive olarak zona hastalığını yapar.
VİRÜSÜN AKTİVE OLMASINA SEBEP OLAN NEDİR?
Temel olarak virüsün aktive olmasında etkili olan sebep vücutta ‘’hastalıklara karşı koyma gücünde’’ (dirençte) meydana gelen azalmalardır. Direncin azalması ile virüs bulunduğu yerde üremeye, sinir kökünden sinirlerin dallarına doğru yayılmaya başlar ve deriye kadar ulaşarak belirtileri oluşturur. Direnç düşmesinde stres, aşırı yorgunluk, yaşlılık, vücuttaki yaralanmalar en sık görülen sebeplerdir. Hastalığın beklenenden şiddetli ve yaygın olduğu durumlarda direnç düşmesinin habis (malign) hastalıklar, AİDS hastalığı, kanser ilaçları ( kanser kemoterapisi ) ve ışın tedavisi (radyoterapi) ile de ilgili olabileceği hatırlanmalıdır. ZONA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Belirtiler vücutta orta hattın sağ veya sol tarafında kuşak gibi vücudun tek tarafını saran veya bir hattı izleyen bir alanda gelişen ağrı, iğnelenme, hassasiyet gelişimi ile başlar. Beraberinde hafif ateş ve başağrısı da görülebilir. Genelde 1-3 gün içinde aynı alanda kızarıklık, kabarcık gelişimi meydana gelir. Bölgedeki kabarcıklar birbirine bitişik içi su dolu hale gelirler (vezikül). Zamanla içi irin dolu hale gelebilirler. Kabarcıkların üzeri açıldığında kurur ve üzeri kabukla kaplanır. İlk oluşumlarından itibaren bu kabarcıkların geçiş süresi 2-3 hafta arasındadır. Ancak ağrı daha uzun süre içinde iyileşmektedir. Bazı hastalarda sadece derideki belirtiler veya sadece ağrı gelişimi ile zona geliştiği görülmüştür.
NE KADAR DEVAM EDER?
Hastalığın deride oluşturduğu kabarcıklar 2-3 hafta içinde iyileşmektedir. Ancak ağrının geçme süresi daha uzun zaman içinde olmakta, bazen kalıcı olabilmektedir. VÜCUTTA HANGİ DOKU VE ORGANLARA YAYILIR?
Zona hastalığı deri üzerinde görüntüleri ile tanı konan bir hastalıktır. Saçlı deriden ayak ucuna kadar her yerde belirtileri olabilen hastalık en çok göğüs, kalça ve yüzde görülmektedir. Ancak hastalığa dahil olan sinir köklerine göre deri dışında da belirtiler olur. Yüzde meydana gelen zonada ağız içinde kabarcıklar olabileceği akılda tutulmalıdır. Yüzdeki hastalık gözde de virüs yerleşmesine sebep olabileceği için doktorunuz sizi göz doktoru muayenesi için yönlendirecektir.
ZONA HASTALIĞINDA GELİŞEBİLECEK İSTENMEYEN DURUMLAR (KOMPLİKASYONLAR) VAR MIDIR?
Zona hastalığında tutulan bölgede oluşan ağrının süreklilik kazanması sık olarak görülebilen bir koplikasyondur. Ağrının aylarca, bazen yıllarca sürebildiği görülmüştür. Bunun tedavisi hastalığın tedavisinden farklı olduğu için doktorunuza başvurmanız gereklidir.
Hastalık döneminde su dolu kabarcıkların iltihaplanması da sık görülen bir komplikasyondur. Hastalık alanında oluşan kızarıklık artması, iyileşme hızında azalma ve ağrının artması kabarcıkların mikrop kaptığının (enfeksiyonun) delili olabilir. Bu durumda tedavinize eklenecek ilaçlarla enfeksiyon tedavi edilecektir.
Nadir görülen diğer bir durum da hastalığın tüm vücuda yayılmasıdır. Bu durumda su çiçeğine benzer bir görünüm oluşabilecektir. Yaygın zona hastalığında hastaların direncini düşüren başka hastalıkların varlığından şüphelenilmelidir. ZONA HASTALIĞI NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Doktorunuz vücudunuzdaki görünüm ve şikayetlerinizdeki özelliklerle tanı koymakta zorlanmayacaktır. Ancak kabarcıkların içindeki sıvıda var olan bazı hücrelerin mikroskop ile görülmesi tanıyı destekleyecektir. Bazı özel durumlarda virüsün varlığının tesbiti için pahalı yöntemlerin uygulanması gerekebilmektedir. Bu durumda doktorunuz size açıklama yapacaktır.
ZONA HASTALARINDA MEVCUT BAŞKA HASTALIKLAR VARSA NE YAPILMALIDIR?
Önceden teşhis edilmiş başka bir hastalığınız varsa mutlaka doktorunuza söyleyiniz. Direncinizi etkileyecek kan kanseri (lösemi), AİDS, lenf bezi kanseri (lenfoma) hastalıklarından biri veya herhangi bir ilaç kullanımınız varsa tedavi değişebilmekle beraber doktorunuz genel durumunuzu saptamak için bazı tahliller isteyecektir. ——————————————————————————–
Zonalı bir hastanın ense kökünden başlayan kızarıklık ve su dolu kabarcıklar omuz ve göğsün ön tarafına sağ tarafı izleyerek yayılmıştır. Döküntülerin orta hattı geçmediğine dikkat ediniz. Yukarıdaki hastanın döküntüleri kola da yayılmıştır.
——————————————————————————– HASTALIK BULAŞICI MIDIR?
Zona geçiren bir hastanın kabarcıkların içindeki sıvı ile temas eden kişiler eğer su çiçeği geçirmemişler ise su çiçeği hastalığına yakalanırlar. Su çiçeği ve ya zona geçirmiş kişiler başka hastalardan bulaş yolu ile virüs alınmasına karşı dirençlidirler.
HASTALIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR?
Zona hastalığı bir kaç hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Verilen tedavinin amacı hastanın bu süreyi rahat geçirmesi ve başka istenmeyen hastalıkların gelişmemesidir. Ağrı kesiciler, sulu pansumanlar hastayı rahatlatmak için kullanılmaktadır. Sulu pansumanlar kabarcıkların hızla kurumasına yardımcı olur. Bazı hastalarda ağızdan alınan ‘’asiklovir’’ veya ’’valasiklovir’’ içeren kapsüllerin kullanılması doktor tarafından önerilebilir. Bu ilaçların kullanımında tedaviye ne kadar erken başlanırsa başarı o kadar iyi olur. Yaygın hastalığı olanlarda, göz tutulumu olanlarda ve ağrısı fazla olanlarda kortizol içeren ilaçlar kullanılabilir.
Zona sonrası ağrısı gelişen hastalarda antidepresan ilaçlar ve ağrı kesiciler kullnılabilinir.
ZONA HASTALIĞINA TEKRAR YAKALANIR MIYIM?
Çok nadir durumlarda daha öncceden zona hastalığı geçirmiş hastalar direnci çok düşürecek bir durum karşısında tekrar bu hastalığa yakalanabilirler. Özellikle AİDS hastalığı, kanser tedavisi görenler ve bazı kanser hastalarında bu durum görülebilmektedir. HASTALIK SIRASINDA BANYO YAPABİLİR MİYİM?
Hastalık döneminde banyo yapmanın bir sakıncası yoktur. Ancak sıcak banyolar ağrıyı artırabilir, banyo sonrası kabarcıkların mikrop kapma riski artabilir. Bu nedenle banyo sonrası antiseptik solüsyonlarla pansuman yapılması önerilir.
Yumuşak Doku Romatizması Fibromiyalji
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Yumuşak Doku Romatizması
->
“Her tarafım ağrıyor”
“Gece yeteri kadar uyumama rağmen sabahları hiç uyumamış gibi kalkıyorum”, “Yorgunluktan kırılıyorum, hiçbir iş yapamıyorum”
Bu yakınmalar yumuşak doku romatizması (fibromiyalji) olan hastalarda en sık dile getirilen yakınmalardır.
Fibromiyalji yaygın kas, iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu bulguları olan kronik, karmaşık bir ağrı sendromudur.
Fibromiyalji tek başına bir hastalık olabileceği gibi başka hastalıklara da eşlik edebilir. Nüfusun ortalama %5’inde fibromiyalji görülür, genellikle 20-50 yaşları arasında rastlanır. Hastaların önemli bir kısmı kadındır.
Hastalığın nedeni:
Fibromiyalji hastalığının nedeni tam açıklanamamakla beraber, belirtilere yol açan bozukluğun merkezi sinir sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Genetik faktörler de önemlidir, aile öyküsü olanlarda fibromiyalji görülme sıklığı daha fazladır.
Hastalığın bulguları:
*Ağrı: Yaygın ağrı en sık yakınmadır. Hastalar ağrılarını tanımlamada ve ağrı yerini tarif etmede zorluk çekerler. Daha çok boyun, sırt ve bel bölgesinde yaygın ağrıdan yakınırlar. Kol ve bacaklarda da ağrı olabilir. Ellerde ağrı ve şişlikten yakınmalarına karşın, gerçek bir eklem tutulumu yoktur.
*Yorgunluk: Önemli bir yakınma olup hastanın günlük yaşamını etkileyebilir. Hasta bunu sıklıkla “tüm enerjisinin kaybolduğu” şeklinde ifade eder. Genellikle sabah yataktan yorgun kalkar.
*Uyku bozuklukları: Hasta uykuya dalamadığından veya sık uyandığından yakınabilir. Bazen de uyku süresinin yeterli olmasına karşın uyku dinlendirici olmayabilir ya da hasta hiç uyumadığı hissi ile uyanır.
Bu üç ana bulgu dışında sabah tutukluğu, konsantrasyon ve bellek bozukluğu, irritabl barsak (karın ağrısı, ishal,kabızlık), irritabl mesane (sık idrara gitme), çene ekleminde ağrı, baş ağrısı, göz ve ağız kuruluğu, el ve ayaklarda uyuşma, huzursuz bacak sendromu, aşırı terleme gibi hastalığa eşlik edebilen başka belirtiler de mevcuttur, ancak bunların hepsi her olguda gözlenmeyebilir.
Etkileyen faktörler:
Hastalar yakınmalarının psikolojik stress, hava değişimleri, soğuk veya rutubet ile arttığını ifade ederler. Soğuğa karşı aşırı bir hassasiyet vardır. Belli bir pozisyonda uzun süreli çalışma (özellikle kollar ve omuzların uzun süre sabit durması gibi) da yakınmaları arttırabilir. Bilgisayar ve daktilo gibi aletlerle çalışanlarda daha sıktır. Uzun süreli oturma, ayakta durma, stress, uzun süreli yazı yazma, araba kullanma, telefonla konuşma, soğuğa maruz kalma, eğilerek çalışma ve ağır kaldırma, kolların gergin pozisyonda çalışma yüzeyinde bulunması gibi çalışma koşulları fibromiyalji belirtilerini şiddetlendirebilir. Çalışma ortamında iş arkadaşları veya amirlerle olan gerginliklerin de hastanın yakınmalarının artmasına yol açtığı gözlenmektedir. Çalışma koşulları dışında boşanma, gebelik, ailede hastalık olması, tek başına aşırı sorumluluk yüklenme gibi stress faktörleri de fibromiyaljide belirtileri arttırabilir. Kadınlarda regl döneminde de belirtiler artabilir. Sıcak duş ve banyo, ılık ve kuru hava, tatil, dinlendirici uyku ile belirtiler genellikle hafifler.
Tanı yöntemleri:
Tanı için hastanın yakınmalarının değerlendirilmesi, ağrı tipi, fizik muayene ve eşlik eden bulgular önem taşır. Fizik incelemede yaygın hassasiyet, kasta sicim gibi sertlikler, gergin bandlar, çok sayıda hassas nokta ve tetik noktaların bulunması hastalığı düşündüren pozitif bulgulardır. Tanıda hassa noktaların sayısı önemlidir. Fibromiyalji hastalığında tanı koydurucu özgün bir laboratuar test yoktur. Eşlik eden romatizmal bir hastalık yoksa romatizma testleri de negatiftir. Laboratuar incelemeler daha çok benzer hastalıklardan ayırımda önemlidir.
Ne yazık ki, hastada fibromiyalji tanısı konana kadar genellikle uzun zaman geçmektedir. Fibromiyalji hastaları tanı konana kadar bir çok tıbbi inceleme ve teste tabi tutulurlar. Bu da zaman kaybına ve dolayısıyla hastanın tedavisinin gecikmesine yol açabilir.
Tedavi:
Tedavide her hastalıkta olduğu gibi hastanın hastalığı ile ilgili bilgilendirilmesi ve eğitimi çok önemlidir. Bu yakınmalar ile başvuran hastalara bazen “sinirsel” gibi tanılar konabilir. Hastaya hastalığının “gerçek” olduğunu, ancak şekil bozucu ya da sakat bırakıcı bir hastalık olmadığı anlatılmalıdır. Tedavi uzun sürebilir ve bulgularda belirgin düzelme olana kadar hekimin düzenli takibi gerekebilir.
Fibromiyalji tedavisinde ağrı kesici ilaçlar, antidepresanlar, kas gevşeticiler ve uyku düzenleyici ilaçlar kullanılmaktadır. Uzman hekim tarafından uygulanan tetik nokta enjeksiyonları fibromiyaljide oldukça etkilidir.
Özellikle hastalığın şiddetlendiği dönemlerde postürün düzeltilmesi, tekrarlayıcı stres faktörlerini azaltmak (örn daktilo ile yazma, uzun süre ile oturma/ayakta durma gibi), uykuyu değerlendirme ve düzenleme önemlidir.
Egzersiz hastalıkta en önemli tedavi ve korunma yöntemidir. Özellikle gevşeme egzersizleri, germe egzersizleri, kardiovasküler kondüsyon programı, yürüyüş, yüzme ve bisiklete binme yararlıdır. Egzersiz tipi ve şiddeti hekim tarafından hastaya göre ayarlanmalıdır. Egzersiz, derin ve yüzeyel ısı ve elektriksel akımlardan oluşan fizik tedavi ağrının ve kas gerginliklerinin azaltılmasında çok etkili yöntemlerdir. Kas gerginliklerinin azaltılmasında masaj ve miyofasyal gevşeme ve basınç teknikleri olumlu etkiler sağlar.
Hastalara ayrıca kendilerine ve sağlıklarına daha zaman ayırmaları, yoğun çalışma sırasında sık ara vermeleri, günlük işlerinin mümkün olduğu kadar basit şekilde yapmalarını önerilir.
Su İçinde Terleme Tedavisi (İyontoforez)
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Su İçinde Terleme Tedavisi
Bölgesel olarak aşırı terlemenin sebebi sempatik sinirlerin aşırı çalışmasıdır. Bu sistem otonom sinir sisteminin bir parçası olup, uyanıklıkta aktif olan sistemdir. Bu yüzden bölgesel terlemesi olan hastaların gece terlemesi olmamaktadır.
ELLER. AYAKLAR VE KOLTUK ALTLARINDA TERLEME NEDENLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Eller, ayaklar ve koltuk altlarında normalden fazla terleme öncelikle sosyal hayatı oldukça olumsuz etkileyen bir durumdur. Çoğunlukla bölgesel terlemede altta yatan sağlık sorunu yoktur. Ancak buna karar verirken hastadan terlemenin başlangıç tarihi, çocuklukta mı daha sonra mı başladığı, ailenin diğer fertlerinde olup olmadığı, günün hangi saatlerinde olduğu, uykuda olup olmadığı, stresle ilgisi, mevsimsel değişimler, eşlik eden diğer şikayetleri öğrenilmelidir. Ayrıca altta yatan başka bir problem varlığı yapılacak kan testleri ile araştırılmalıdır.
Bu konuda 2100 hasta tedavi eden İstanbul Alman Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Uzman Doktoru Elif Gürkan terleme tedavisinde %97 hastada başarılı olan ve en az yan etkiye sahip olan bölgesel terleme problemi ve iyontoforez tedavisi ile ilgili şu bilgileri verdi;
Bölgesel Terlemenin (el, ayak ve koltuk altları) Belirtileri:
• Islaklığa bağlı üşüme, şişme hissi, soğuktan sıcağa girdiklerinde ve heyecanlandıklarında, kalabalıkta eller ve ayaklarda aşırı bir terleme
• Giysiler, ayakkabılarda aşırı ıslaklığa bağlı görüntü bozulması ve erken deformasyon
2- Diğer bir rahatsız edici belirti de özellikle ayaklarda ıslak olan ciltte mantar enfeksiyonunun kolay yerleşmesi ve bunun ardından kaşıntı ve kötü koku olabilmesi
Neden Bölgesel Olarak Aşırı Terleme Oluyor?
Bölgesel olarak aşırı terlemenin sebebi sempatik sinirlerin aşırı çalışmasıdır. Bu sistem otonom sinir sisteminin bir parçası olup, uyanıklıkta aktif olan sistemdir. Bu yüzden bölgesel terlemesi olan hastaların gece terlemesi olmamaktadır.
Genel Vücut Terlemesi Nedenleri:
Tıbbi olarak genel vücut terlemesi ve bölgesel vücut terlemesinin ayrılması çok önemlidir. Çocukluk çağından daha sonra başlayan ve beraberinde başka bulguların olmadığı lokal terleme problemleri çoğunlukla yapısaldır ve genetik özellik taşıyabilir. Ancak özellikle sonradan başlayan terlemelerin tıbbi kontrolden geçmesi gerekir.
Vücutta yaygın terleme, gece terlemesi, beraberinde ateş yüksekliği bulunması altta yatan bir enfeksiyon hastalığını veya tümöral bir durumu çağrıştırabilir.
• Şişmanlık, şeker hastalığı, tiroit hastalıkları, alkol kullanımı, alkolün bırakılma dönemi.
• Psikiyatrik hastalıklar, aşırı nikotin, kafein kullanımı
• Gebelik, menopoz, bazı kalp hastalıkları, sempatektomi ( yani sempatik sinirlerin ameliyatla çıkarılması) sonrası dönem, kan şekeri düşüklüğü,
• Bazı nörolojik hastalıklar örneğin Parkinson, omurilik ile ilgili hastalıklar
Uyguladığımız Terleme Tedavisi : İyontoforez Yöntemi
Eller ve Ayaklarda Terleme;
Hastanın verdiği öykü ve sistemik başka bulgularının olmaması, beraberinde bir cilt hastalığının bulunmaması durumunda hastada çok etkili bir yöntem olan su içi iyontoforez yöntemiyle tedaviye başlanabilir.
Uzun süredir bilinen bir yöntem olmakla beraber tedaviye uygun pratik makinelerin üretimi son yıllarda tedavinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.
%97 oranında etkili olan bu yöntem, su içinde el ve ayak bölgesine doğru akım verilmesini sağlayan bir makine ile uygulanır. Koltuk altlarına uygulamada aynı makinenin koltuk altı aparatı kullanılır. Tedavinin bir seansı 30 dakika sürer, ağrı hissi yoktur ve 3 hafta haftada 5 kez olmak üzere yapılan 15 seansdan sonra terleme azalmaya başlar. Daha sonra seansların sıklığı giderek azaltılır ve haftada bir kez gelene kadar tedaviye hastanede devam eder. Burada amaç haftada bir veya 10 günde bir geldiğinde ara günlerde terleme olmamasıdır. Bu aşamaya yaklaşık 15-20 seans tedavi ile erişilir.Devam tedavisinde ise hasta haftada bir evde alacağı cihazla veya hastaneye gelip giderek tedaviye sürekli devam etmelidir. Hastanın tedaviye kendisine haftada bir kez uygulaması terlemenin devamlı olrak kontrolünü sağlayacaktır. Tedavi %97 oranında başarılıdır. Yani bizim deneyimimize göre eller ve ayaklarda en yan etkisiz ve etkin çözümdür.
Tedavi Nasıl Etki Ediyor : Tam bilinmemekle beraber elektrik akımının ter bezlerinin cilde açılım yerlerinde devam eden seanslarda hafif bir keratoz yani dıştan görülemeyen bir kalınlaşma yaptığı veya iyon akımının ter bezlerinin salgılayıcı hücrelerinin fonksiyonlarını geçici bloke edici etkisi olduğu düşünülmektedir.
Koltuk Altlarında Terleme;
Koltuk altlarında iyontoforez yöntemi %60 başarıya sahiptir. İlk uygulamaların ciltte problem yapma riski ve akım dozunu ayarlama açısından mutlaka doktor kontrolünde yapılması gerekmektedir. Hasta daha sonra evde uygulama için aldığı terleme cihazını eğer terleme varsa ellere ve ayaklara uygularken, ayrı ve kolay uygulanan başka bir aparat ile koltuk altlarına aynı cihazı uygulayabilir. Bu tedavide de seanslarla yapılır. Seanslar 20 dakika sürer ve doktorun önerisiyle kişiye özel bir tedavi programı hazırlanır.
Koltuk altı terlemesinde diğer tedavi yöntemi de oldukça etkili ve özellikle sadece koltuk altı terlemesi olanlarda ilk tercih edilecek yöntem olan BOTOX YÖNTEMİ’dir. Bu yöntem enjeksiyon şeklinde uygulanır ve 9-12 aya kadar etkilidir. Kozmetik olarak hastaları son derece rahatlatmaktadır.
Tedavinin Uygulanmaması Gereken Durumlar:
• Hamilelik
• Kalp pili olması
• Vücutta ortopedik metal bulunması.
Ülkemizde ilk kez İstanbul Alman Hastanesinde Uzman Doktor Elif Gürkan son 4 yılda 2100 bölgesel terlemeli hastayı tedaviye almış ve bu hastaların %97’sinde tedavi sonucunda terleme kesilmiş veya kişiyi rahatsız etmeyecek düzeye inmiş ve iş ve sosyal hayatlarında belirgin bir düzelme sağlanmıştır.
Stresin Kas Ağrısı Üzerine Etkisi
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Stresin Kas Ağrısı Üzerine Etkisi
Stres, mutsuzluk ve yaşam koşullarını anlayamama, kavrayamama olarak açıklanabilir. İnsanlar arasında çok yaygın olarak görülen stres, korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur.
Beynimiz, bir halin stresli olup olmadığını nitelendirebilecek yegane organdır. İnsanlar strese girdikleri zaman vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar. Özellikle süregen stres, vücut fonksiyonlarını değiştirir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste kortizol hormonunun yükselmesi bazı hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, kortizol yüksekliğinin beyindeki hücrelere zarar verici etkileri de olabilmektedir.
Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir bağlantı vardır. Stres altındayken beynimiz, algıladığı tehlike karşısında ‘savaş’ ya da ‘kaç’ komutunu verir. Bu komutun yerine getirilmesi için de gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak, savaşmanın ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği boşalamadığı için ağrılı kas spazmları ortaya çıkar. Ağrının kendisi de insan için bir tehlike sinyali yarattığından, o da ‘savaş’ veya ‘kaç’ emri verir. Bu durumda kas gerginliği daha da artar. Tam bir kısır döngüye girilir.
Stresin neden olduğu gerginlik damarların daralmasına, beynin belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kanlanmasının azalması da ağrıya neden olur. Oksijene ihtiyaç gösteren dokunun yetersiz kanla beslenmesi, özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada, adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik endişeye, endişe de ağrıların şiddetlenmesine yol açar. Stres altındaki kişide; terleme, hızlı nabız, kalp çarpıntısı, midede ağrı, kasılma, boyun ve şakakta kaslarda gerginlik, nefes alamama, diş gıcırdatma, çenede kasılma, aşırı tedirginlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı duygusallık, halsizlik, hareket edememe gibi şikayetler mevcuttur.
Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini bozar. Beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin stresle ilişkili olduğu bilinmektedir.
Olağanüstü stres durumunun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Vücudun ana merkezi olarak nitelendirilen beyin, ağrıyı azaltabilecek etkiye sahip olabilmektedir. Bu konuda ilginç bir örnek ise Yoğa yapanlarda değişik nefes alıp verme tekniklerinin uygulanması ile acıya ve soğuğa tahammül geliştirilebildiği ve ağrıyı azaltıcı etkisinin olabildiğidir.
Strese hormonlarımızın verdiği yanıtın vücudumuz üzerindeki etkileri daha uzun sürelidir. Böylece stresin hızlı etkilerine ilave olarak uzun süreçte ortaya çıkan geç etkilerinin de insan sağlığını tehdit ettiğini unutmamak gerekir.
Stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Beyin hücreleri arasında yerleşmiş olan heyecan molekülleri ağrı eşiğini düşürmektedir. Ağrı eşiğinin düşmesi ile ağrı oluşturma potansiyeli çok zayıf olan her türlü uyaran, böylece ağrı oluşumuna neden olabilmektedir. Ağrı ve buna bağlı tahammül, depresyon, korku ve endişeyi de beraberinde getirebilir. Oluşan döngü birbirini tetikler. Böylece ağrı stres yaratır, stres de ağrıyı doğurur.
Spor Yaralanmaları
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Yaralanmalar
Sporun zihin ve fizik yapıyı geliştirmekte olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, bu yeni uğraşıda egzersize katılan kişiler organizmalarınrn toleransları üstüne çıkabilmektedir. Yeterince ön hazırfık yapmadan egzersizlerde aşırı zorlamalar dikkatin azalmasına, kazalara ve sakatlıklara. yol açabilir.
Sakatlanmanın daha ciddi boyutlara çıkmasını önlemek bakımından ilk yardım uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda son karar her zaman hekimin sorumluluğu altındadır. Ancak hekimin hastaya ulaşıp yardımcı olmasına kadar geçecek süre içinde ilk yardımın yapılması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Bu güncel kitapçık en sık görülen bazı spor sakatlıklarının nedenlerini, tanıyla ilgili bazı temel bilgileri, ilk yardım uygulamalarını ve önlemler konusunda önerileri içermektedir. Kitapçık uygun boyutlan ile her spor çantasında bulunabilir.
Öncelikle önlemlerle ilgili bilgileri incelemenizi öneririz. Kitapçığın çantanızda bulunması gerekli durumlarda anında başvurmanızı sağlayabilecektir. AŞİL TENDİNİTİSİ
Nedeni: Baldır kaslannın kramp yada spazmlara neden olacak derecede aşırı zorlanması.
Özel Bulgular: Topuğun üsi kısmında uzun süren ağrılar. İlk Yardım: Ağrılı tarafı tesbit edin (örn. bandaj ile) ve zorlamadan kaçının. İlgili uzmana danışın. (Tercihan Ortopedi-Travmatoloji veya Fizik tedavi, rehabilitasyon).
Ek Uygulamalar: Baldır kaslarına masaj. Topuğun ayakkabı içine konacak bir parça i!e yükseltilmesi (Bu, aşil tendonuna binen yükü azaltıp iyileşmeyi hıziandıracaktır. Bir gel sürülerek belirtiler gerilinceya kadar tedaviye devam edilir. Tedavi Sonrası: Baldır kasları için gerdirme egzersizleri. Antranmanlardan sonra tendon ve çevresine buz ile soğuk uygulama
Önlem: Beslenme ile uygun Magnezyum alınması sorunlara karşı öntemlerden birisi olabilecektir. AŞİL TENDONU KOPMASI
Nedeni: Koordine olmayan kas gerilmesi (iç travma) veya direk fizikseletki (iç travma) ile ani ve aşırı zorlama. Özel Bulgular: Diz-dirsek pozisyonunda, her iki ayak muayene masası kenarında serbest olarak sarkarken, baldır kavrama testinde sağlam tarafta ayak parmaklarında kopan tarafta hareket yoktur. Tendon üzerinde (bir parmak kadar genişlikte) bir çukur izlenir.
Ek Uygulamalar: Mutlaka cerrahi onarım gereklidir. Kısa stireli olarak operasyona kadar alçılı tesbit yapılabilir. İlk Yardım: Eklem fonksiyonunu korumak için erken dönemde egzersizlere başlanmalıdır. Düzenli olarak gel uygulanması önerilir.
Tedavi Sonrasr: Yetkili uzman gözleminde gerdirme egzersizleri yapılmalıciır. Zedeli bölgeye herhangi bir zorlanmadan sonra buz ile soğuk uygulanmalıdır. gel sürülmeye devam edilir. Önlem Zedelenen bölgede oluşan yeni doku koordine olmayan kas kasılnıalarına yol açabileceği için aşırı yüklenmelerden sakırımalıdır.
AŞİL TENDONU ZORLANMASI (ÇEKMESİ) Nedeni: Ani ve kuvvetli zorlanma veya direk fiziksel travma.
Özel Belirtiler: Egzersiz sırasında topuk ve tendon bölgesinde hareketi engelleyici tipte deliniyor hissi veren ağrı. Ek Uygulamalar Destekleyici bandaj kullanılmalı ve düzenli olarak gel uygulanmalıdır.
Tedavi Sonrası Baldır kasları için gerdirme egzersizleri yapılmalıdır. Önlem Kas oluşumlarının korunması için dülzenli olarak Magnezyum preparatlarının alınması önerilmektedir.
BAĞ ZEDELENMELERİ Nedeni: Eklemi doğal sınırları ötesinde harekete zorlayan harhangi bir kuwet bağ zedelenmesine yol açabilir.
Özel Belirtiler: Etkilenen eklemde ağrı, fonksiyon bozukluğu ve eklem içi kanamaya ve sıvı artışına bağlı olarak şişme. İlk Uygulamalar: gel ile birlikte soğuk (buz) uygulama. Eklemin başkaca bir zorlanmaya maruz kalmaması için bandajlama. Ciddi durumlarda hekime başvurulmalıdır.
Ek Uygulamalar: Sakatlığın ciddiyet derecesine bağlı olarak geçici bir süre için sportif aktivitelerden uzak kalınmalı. llgili uzman bu siireyi saptamada önerilerde bulunacaktır. Destekleyici bandaj kullanılmalı ve düzenli olarak gel uygulanmalıdır. Tedavi Sonrası: Ikinci bir zedelenmeye karşı önleyici olarak eklem fonksiyonunu sağlamak amacıyla egzersizlere mümkün olduğu kadar erken başlanmalıdır.
SU TOPLAMASI Nedeni: Ayakkabı ya da diğer spor malzemelerinin deri üzerine yaptığı baskı ya da tahriş.
Özel Bulgular: Derinin dış tabakasının altında sıvı birikimi ile birlikte üst tabakanın ayrılması. İlk Uygulamalar: Su toplanması durumunda sıvı boşaltılmalı bölge dezenfekte edilmeli ve etkılenen alan hava geçişi sağlanacak şekilde pansuman yapılmalıdır.
Önlem: Ayakkabılann içini ve giyilen çorapların dışını hafifçe sabunlamak veya ayakkabıların deri kısımlarının iç kısmına yumuşatrcı yağ sürmek yararlı sonuçlar vermektedir. Ellerdeki su toplaması uygun eldiven giyerek önlenebılir. KIRIKLAR
Nedeni: Dış kökenli fiziksel etmenler, düşme ya da çarpışmalar. Özel Bulgular: Kırık olan tarafta yüklenme kapasitesi yitimi ve hareket sınırlılığı. Kırık bölgesinde görülebilecek ya da elle muayenede farkedilebilecek değişiklikler (şekil bozukluğu gibi) Bölgesel kanamaya bağlı olarak belirgin bir şişme dokunma ve hareketlerle birlikte şiddetli ağrı.
İlk Uygulamalar: En uygun malzeme ile kırığın tesbit edilmesi (atelleme) gerekmektedir. Ancak kırık uçlarının yanaştırılması (reduksiyon) yapılmaya çalışılmamalı ve en kısa süre içinde ilgili uzmana başvurulmafıdır. Bu arada kırık bölgesine soğuk uygulanabilir ve ağızdan ağrı kesiciler verilebilir. Uzman hekimin reduksiyonunu takiben kırığın iyileşmesi için alçılı tesbit yapılır. Tedavi Sonrası: Kas kitlesi ve kuvvetin azalmasını engellemek için sistemli olarak , egzersizler yapılmalıdır. , Yük taşıyan taraf ve bölgelerde ödem oluşumunu engellemek için günde birkaç kez gel uygulanmalıdır.
KASIK ZORLANMASI Nedeni: Spora katılım öncesi yetersiz ısınma ve gerdirme sonucu uyluğun iç kısmındaki kas ve tendonlann aşırı zorlanması.
Özel Bulgulaı: Uyluğun üst ve iç kısmında şiddeti gittikçe artan ağrı. İlk Uygulamalar: Etkilenen bölgeye 20 dakika kadar buz uygulanır ve baskılı bandaj yapılır.
Tedavi Sonrası: 3 gün içinde gerdirme-gevşetme egzersizlerine başlanabilir. Kasık bölgesine düzenli olarak gel uygulanır. Gerdirme -gevşetme egzersizleri ağrısız olarak yapılmaya başlandığında tedricen koşu içeren çalışmalara geçilebilir. Eğer ağrı hisedilirse egzersizlere devam edilmeli ve ara verilmelidir. Önlem: Antrenman ya da yarışmalar öncesinde uyluk ve kasık bölgesinde kasların uygun bir şekılde ısıtılması ve gerdirme egzersizlerinin yayılması önlem açısından önemlidir.
DİZ EKLEMLERI KIKIRDAK ZEDELENMELERİ Nedeni: Yerde sabit ve diz bükülü durumdayken iç ya da dış kuvvetlerin etkisiyle diz ekleminin zorlanması.
Özel Bulgular: Dizin bükülme ve dönme hareketlerinde eklem bölgesinde ağrı duyulur. Ağrı nedeniyle dizin tam olarak gerilme pozisyonuna gelmesi hemen hemen imkansızdır. İlk Uygulamalar: Diz çevresine gel uygulanır. Buz ile soğuk-baskılı bandaj yapılır. Zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Bu tip sakatlıklar genellikle operatör gerektiren durumlardandır.
Tedavi Sonrası: Operasyon sonrası uygun bir şekilde planlanmış kassal egzersiz programıyla dizin kuvvet desteği sağlanmalıdır. Düzenli alarak gel uygulanmalıdır. Operasyondan 6 hafta sonra yumuşak bir’ zeminde hafif koşu antrenmanlarına başlanabilir. KAS LİFİ KOPMASI (YIRTIĞI)
Nedeni: Yetersiz kondüsyonlanma, antrenman ve yarışmalar öncesi yetersiz ısınma ve gerdirme hareketleri. Özel Bulgular: Egzersizler sırasında batıcı ya da kesici tipte ağrı. Genellikle damar dışına kan sızmasına bağlı olarak morarma görülebilir.
İlk Uygulamalar: En az 20 dakika süreyle buz (soğuk) uygulama. Ek Uygulamalar: 2-3 gün süreyle baskılı bandaj ve günde birkaç kez gel uygulanır.
Tedavi sonrası: Sakatlığın ciddiyetine göre karar verilmek üzere, zedelenmeden 72 saat kadar sonra aktif hareketlere ve gerdirme egzersizlerine başlanabilir. Önlem: Antrenman ve yarışmalar öncesinde kasların uygun bir şekilde ısıtılması ve gerdirme egzersizlerinin yapılması.
EGZERSIZ SONRASI KAS SERTLİĞİ, YORGUNLUK Nedeni: Uygun olmayan antrenman rejimi, kasların aşırı kullanımı, bazı minerallerin yetersizliği.
Özel Bulgular: Kısa süreli kas ağrıları ve yorgunluk. İlk Uygulamalar: Etkilenen kas gruplarının gerdirme egzersizleri ile gevşetilmesi. Sıcak-ıslak uygulamalar (sıcak duş ve banyo). Gel uygulaması.
Önlem: Yeterince Magnezyum alımına dikkat edilmesi. Antrenman planlamasında yüklenmelerin tedrici olarak arttırılması prensibine dikkatle uyulmalıdır. Antrenman ve yarışmalar öncesinde uygun ısınma ve gerdirme egzersizleriyle kaslar yüklenmeye hazırlanmalı. Bu uygulama en azından 20 dakika kadar sürmelidir. KAS EZİLMELERİ
Nedeni: Sert bir cisime ya da sakattanmaya yol açabilecek bir baskının kasta bölgesel olarak bir doku bütünlüğü bozukluğu yaratması. Özel Bulgular: Bazı durumlarda damar dışına sıvı sızmasına bağlı olarak morarma görülebilir.
İlk Uygulamalar: Gel ve soğuk-baskılı bandaj ile 48 saat tedavi yapılır. Ek Uygulamalar: Gel ile bandajlama, günde 2-3 kez yapılır. Tedavi Sonrası ağrının şiddeti azaldığında egzersizlere başlanır. (Basamakiarda inip çıkma veya yüzme gibi).
KAS ZORLANMALARI (ÇEKMELERİ) Nedeni: Tek bir kas grubunun gerilebiime sınırından daha fazla zorlanması. Yetersiz kondüsyon. Antrenman ve gerdirmelerinin uygun olarak yapılmaması. Magnezyum alımında yetersizlik.
Özel Bulgular: Ani zorlanmalarda kas ağrıları. İfk Uygulamalaw Sportif aktivitelerden geçici olarak uzak kalınmalıdır. REPARIL-GEL ve soğuk uygulamalar yapılmalıdır. Ek Uygulamalaı: Kas gruplarına günde birkaç kez REPARIL-GEL uygulanabilir. Baskılı bandaj iyileşmeyi hızlandırabilir. Sonraki birkaç gün içinde ise zedelenen kas mümkün olduğunca sık gerdirme egzersizleriyle esnetilmeye, yumuşatılmaya çalışılmalıdır.
Tedavi Sonrası: Mafif koşular ve jogging yapılmaya başlanır. İlk birkaç gün içinde masaj yapılmamalıdır. Önlem: Antrenman ve yarışmalar öncesinde kasların uygun ısınma ve gerdirme egzersizlerinin yapılması önlem açısından büyük önem taşımaktadır.
SIYRIK VE KESİKLER Nedeni: Genellikle düşmelere bağlı olarak deride ortaya çıkan yüzeysel zedelenmeler.
Özel Bulgular: Etkilenen alanda ağrı ve kızarıklık. Bazı durumlarda hafif kanama. İlk Uygulamalar: Alkol içermeyen dezenfekten sıvı ile yara temizlenmelidir. Hava akımına izin verecek bir malzeme ile yara pansumanı yapılır.
Uyarı: Deride doku bütünlüğünün bozulduğu bütün durumlarda tetanoza karşı önlem alınmalıdır. Hastanın tetanoza karşı daha önceki bağışıklık durumuna göre kararlaştırılır (örn. aşılama ya da serum gibi). ÇIKlKLAR
Nedeni: Dış kökenli bir fiziksel kuvvet uygulaması sonucunda eklemi oluşturan kemik uçlarının normal pozisyonları dışında yer değiştirmeleri. Özel Bulgular: Etkilenen eklem bölgesinde ağrı.
İlk Uygulamalar: Soğuk ve baskılı bandaj uygulanıp çıkan eklem hareketsizleştirilmelidir (Atelleme). Derhal ilgili hekime başvurulmalıdır. Uyan: Hiçbir zaman çıkığı yerine koymayı denemeyiniz. Bilinçsiz zorlamalarda kemik çevresindekı yumuşak dokuların, damar ve tendonların zedelenme olasılığı vardır.
Ek Uygulamalar: Ağrı sınırını aşmadan yapılan eklem hareketleri, etkilenen bölgeye hafif masaj fizyoterapi egzersızleri ve günde birkaç defa gel uygulama öneriler arasındadır. BURKULMALAR
Nedeni: Bir eklem iç ya da dış kökenli bir fiziksel etken tarafından normal hareket sınırlarının ötesinde zorlandığında eklemin bağları aşırı gerilebilir veya kopabilir. Özel Bulgular: Oldukça kısa bir süre içinde eklem çevresinde şişme ortaya çıkar. Damar zedelenmesi nedeniyle eklem çevresinde ve içinde kanama olabilir.
İlk Uygulamalar: Yeterli süre ve sıklıkla buz ve soğuk uygulanmalıdır (genellikle 1/2 -1 saat ara ile 8 -10 dakika kadar ve 48 - 72 saat boyunca). Gel sürülür ve baskılı bandaj yapılır. Burkulan tarafta (örn. ayak bileği burkulması ise) bacak yüksekte tutulur (elevasyon) ve yer çekimi etkisinden yararlanılarak şişme engellenmeye çalışılır. Uyarı: Sıcak duş alınmaması ve bölgeye sıcak uygulanmaması aynca ılgili hekime danışılması önerilmektedir.
Tedavi Sonrası: Ağrı azaldığında ve bölgedeki morarma düzeldiğinde eklem fonksiyonunu korumak için aktif egzersizlere başlanmalı ve atrenmanlar tedricen arttırılmalıdır. Önlem: Kassal kuvvet yetersizliği olan, bağ zayıflığı bulunan eklemler atrenman ve yarışmalar öncesinde bandajla desteklenmelidir.
SAKATLIK SONRASI SPORA DÖNÜŞ VE YENİDEN KONDÜSYONLANMA Spor sakatlıklarından korunmanın en önemli ögesi hiç şüphesiz, yeterli fiziksel uygunluğu geliştirecek şekilde atrenman planlanması yapmaktır. Bu prensip hem boş zamaniarını değerlendirmek için egzersiz yapan amatörler hem de yüksek performans sporcuları için geçerlidir.
Sakatlığın ya da operasyonun ardından rehabilitasyonun uygun yapılması da son derece önem taşımaktadır. Antrenmana çok erken başlamak ya da her ne pahasına olursa olsun fiziksel uygunluğa çok kısa süre içinde ulaşmaya çalışmak sakatlıkların tekrarlanmasına yol açabilir. Bu durum ise ciddi, hatta kalıcı bir bozukluk riski anlamına gelmektedir. Daha kötüsü sporu tamamen bırakmak gerekebilir. Birçok durumda bu tip sorunların öncelikle sakatlık ya da operasyona bağlı olmadığı ve sakatlanmanın ardından spora ve aktivitelere erken dönüşe bağlı olduğu belirtilmektedir.
Organizmaya genel kondüsyonu tekrar kazandırmak sakatlık geçiren tarafın özel olarak kuvvetlendirilmesi kadar önem taşımaktadır. Aşağıdaki temel prensipler katiyen unutulmamalıdır:
Kalıcı bir sakatlıktan sakınmak istiyorsanız ağrı’ya bir uyarı sinyali olarak önem veriniz. Sakatlık durumu ile ilgili olarak herhangi bir konuda şüpheniz, endişeniz varsa hekim, fizyoterapist, masör ya da deneyimli bir kimse olarak antrenörünüze danışmaktan çekinmeyin. Bu ekip sakatlırınız için özel bir antrenman programını bireysel durumunuza göre planlayacaktır.
Hasta yapılan programı uygulamalı ve sonuçlarını değerlendirip ilgililerle tartışmalıdır. Genelllikle az sıklıkla yapılan düşük şiddetteki yüklenmeler tercih edilmelidir. Burada anahtar cümle “Egzersizlere erken başlamalı ancak yükü tedricen arttınlmalıdır” olmalıdır.
Sakatlık sonrası başarının yalnızca kuvvet antremantarıyla değil sabırla ve düzenli olarak yapılan rehabilitasyon uygulamalarıyla elde edilebileceğini hatırlayınız. DOPİNG NEDEN YASAKLANMIŞTIR?
Sağlık yönünden Birçok maddenin doping olarak kullanımının sağlığa zararlı yan etkileri vardır. Sportif performansa ise faydalı etkisi ya yoktur veya şüphelidir.
Spor ahlakı yönünden Sporcuiar kendi yetenek ve güçlerine dayanarak yarıştıklan takdirde eş şanslı olarak yarışmaya katılmış olurlar. Başarı için yapay yollara başvurmak spor kurallarına ve ahlakına aykırıdır, kötü bir davranış örneği oluşturur.
Yasal yönden Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Uluslararası Spor Federasyonları Doping ku!lanımını yasaklamıştır.
YASAK MADDELERI ALANLAR YONETMELIKLERE GÖRE CEZALANDIRILIR. DOPİNG KONTROLÜ NEDİR?
Doping kontrolu yalnız uluslararası büyük yarışmalarda değil ulusal yarışmalarda, hatta antrenman sırasında dahi habersiz olarak uygulanır hale gelmiştir. Kontroller mevcut yönetmelik esaslarına uyularak yapılır. Yarışmalardan örıce veya sonra; rastgele seçilen sporcudan idrar örnekleri alınır. Örnekler ikiye ayrılır, biri laboratuara gönderilir diğeri kilitli buzdolabında saklanır. Saklanan örnek laboratuarın pozitif sonucuna itiraz olursa kullanılır. Laboratuarda gaz ve likit kromatograflar, spektrometler ve analiz ıçın gereken diğer araçlar kullanılır. Sporcunun dikkatine:
Sporda başarının yolu ilmi temellere dayanan antrenmanlardan geçer. Yetenek şarttır ama yeterli değildir. Herkes kazanamaz ve aynı kişi her zaman galip gelemez. Her kazananın yanında kaybeden de vardır. Kendisirıi iyi hazırlayan sporcular günün birinde başarıya ulaşırlar. Başarının yolu budur, yapay yola başvurmak değildir. DOPING KULLANIMI SPORCUYU SAĞLIĞINDAN ONURUNDAN, ERDEMINDEN UZAKLAŞTIRIR.
DOPING NEDİR? Dopingin eski bir tarifi (Avrupa konseyi)
Organizmaya yabancı bir maddenin hangi yoldan olursa olsun veya fızyolojik maddelerin anormal miktarlarda, anormal bir yolla kişinin sportif performansını yapay olarak ve kural dışı bir şekilde arttırmak için verilmesi veya alınmasıdır. Dopingin son tarifi (Uluslararası Olimpiyat Komitesi)
Sportif performansı yapay olarak arttırmak amacı ile yasaklı farmasötik maddelerin alınması, metodların uygulanmasıdır. Doping aşağıdaki gruplarda toplanır:
- Yasak maddeler:
- Uyarıcılar
- Narkotik analiezikler
- Anabolizan steroidler
- Beta blokerler
- Diüretikler
- Kullanımı sınırlı maddeler:
- Alkol
- Lokal anestezikler
- Kortikosteroidler
- Yasak metodlar:
- Kan dopingi
- Bazı farmakolojik, kimyasal ve fiziksel yöntemler.
Yukarıda bildirilen doping maddelerinin alınması veya metodlar uygulanması suçtur.
Sırt ve Bel Ağrıları
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Sırt ve Bel Ağrıları
KAS SPAZMI:
Halk arasında bel tutulması olarak da bilinir. Genellikle kasların ve bağların kopması veya zorlanması nedeniyle oluşur. Zayıf kaslar güçlendirilmeden birşey kaldırmak, spor yapmak, atlamak, zıplamak ağrılı kas spazmına neden olabilir.
KİREÇLENME:
İlerleyen yaşlarda yıpranan ve aşınan kemikler zayıflarken, yeni oluşan kemik dokuları eklemlerin hareketlerini azaltır. Daralmış disk aralıkları da sinirlere baskı yaparak ağrıya sebep olur.
KÖTÜ DURUŞ:
Uzun süre hareketsiz aynı pozisyonda durma, yanlış pozisyon duruşu, beli zorlayan ters hareketler ağrıların hazırlayıcıları olabilirler.
BEL FITIĞI:
Bel omurları arasında bulunan disklerin sınırları dışına taşarak sinir köküne baskı yapmasıyla oluşur. İleri düzeydeki rahatsızlıklarda cerrahi müdahale gerekebilir. Ancak çoğu vakada fizik tedavi, yatak istirahati ve ilaç tedavisi ile şikayetler sona ermektedir.
KEMİK ERİMESİ:
Genellikle kadınlarda görülen kemik erimesinde, yaşın ilerlemesi ile kalsiyum içeriğini kaybeden kemikler zayıflayarak kolay kırılabilir hale gelir. Bunun sonucunda ağrı oluşur.
ROMATİZMA:
Romatizma tıpta yaklaşık 50 kadar hastalığın ortak adıdır. Kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümü romatizma olarak adlandırılır.
DİĞERLERİ:
Fazla kilo, ağır taşıma, sigara, stres, gerilim, yüklenme, zorlama genellikle sık karşılaşılan durumlar olsa da daha birçok neden veya açıklanamayan sebepler azımsanmayacak kadar ciddi bir oranda gerçekleşmektedir.
BOYUN AĞRILARI
Boyun ağrıları günlük yaşamda en sık görülen ağrılardan biridir. Kronik ağrılar sıralamasında bel ağrısından sonra 2. sırayı alır. Boyun ağrısının toplumda görülme oranı %25 yani her 4 kişiden biridir.
Omurgamızda; boyunda içe doğru, sırtta dışa doğru, belde içe doğru bir kavislenme vardır. Yani sağlıklı boyunda doğal bir eğim vardır. Bu eğimin bozulması ile boyun omurgasında başlayacak olan dejenerasyon boyun ve kol ağrısını arttırır.
Boyun ağrısının nedenlerini üç ana gruba ayırmak mümkündür.
- Mekanik, kas, iskelet kaynaklı olanlar
- Boyun dışı bölgelerin hastalıklarında, ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)
- Boyun bölgesinde yangısal, enfaksiyöz, tümöral hastalıklar
Bunların alt kümelerine bakacak olursak, nedenleri olarak daha tanıdık sebepler göreceğiz.
DURUŞ BOZUKLUĞU:
Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan televizyon seyretmek, araba kullanmak, bilgisayarla çalışmak gibi her yanlış hareket ve duruş yıpranmalara sebep olur. Disk, eklem ve bağ dokusundaki bu yıpranmalar ağrıların başlıca sebeplerindendir.
KAS SPAZMI:
Halk arasında boyun tutulması olarak da bilinir. Boynu destekleyen kasların fazla gerilmesi ve zorlanması sonucu oluşur. Yanlış pozisyonda uyku, aşırı spor gibi şartlar nedenlerindendir.
BOYUN FITIĞI:
İki boyun omuru arasında bulunan kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola doğru giden sinirlere doğru taşmasıdır. Kola doğru olanlarda; uyuşma, boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde hissizlik görülebilir. Omuriliğe doğru olan taşmalarda ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik, idrar şikayetleri görülebilmektedir.
KİREÇLENME:
İlerleyen yaşlarda yıpranan ve aşınan kemikler zayıflarken, yeni oluşan kemik dokuları eklemlerin hareketlerini azaltır. Daralmış disk aralıkları, taşlaşmış bağlar, oluşan yeni kemikçikler sinirlere baskı yaparak ağrıya sebep olur.
ROMATİZMAL HASTALIKLAR:
Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Aslında romatizma tıpta yaklaşık 50 kadar bir dizi hastalığın ortak adıdır. Kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümüne verilen addır.
KEMİK ERİMESİ:
Genellikle kadınlarda görülen kemik erimesinde, yaşın ilerlemesi ile kalsiyum içeriğini kaybeden kemikler zayıflayarak kolay kırılabilir hale gelir. Bunun sonucu da ağrı oluşur.
DİĞERLERİ:
Gerilim, stres, sigara, psikolojik sorunlar, omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalların daralması, boyun tümörleri, omurilik tümörleri, kemik enfeksiyonları sıkça görülen boyun ağrısı nedenleridir.
DİZ AĞRILARI
En önemli diz ağrısı yapan hastalıklar OSTEOARTROZ ve MENİSKÜS yırtıklarıdır. Çoğu insanın başına gelen sinema, maç, tiyatro gibi uzun süre oturulan aktivitelerden sonra dizlerde oluşan ağrı hissi veya merdiven ya da yokuş çıkarken dizlerdeki güçsüzlük, boşalma hissi sebepsiz midir?
Diz tramvaya en çok maruz kalan, özellikle yürümek, zıplamak, çömelmek, basmak, eğilmek, kalkmak, tekme atmak, koşmak gibi insan hareketlerinde ana rolü oynar. Dizlerde sorun olduğunu gösteren önemli ipuçları olarak;
- Dizde kilitlenme yaşanması
- Hareket kısıtlılığı mevcudiyeti
- Şişlik, kızarıklık ve ısı artışı yaşanması
- Hassasiyet, dokununca acı vermesi
- Rutin hareketlerde yaşanan ağrılar
- Yürüyüş bozuklukları
- Eklemlerde tutulma veya zayıflık sayılabilir.
Unutulmaması gereken önemli bir nokta da fazla kiloların mutlaka verilmesi gerektiğidir. Vücut ağırlığından 1 kg. verilmesi, diz eklemi üzerine binen yükü yaklaşık 3 kg. azaltacaktır.
SAĞLIKLI OMURGA İÇİN SAĞLIKLI TAVSİYELER
En iyi uyuma pozisyonu sırt üstü veya yandır. Omurganın eğriliğini koruyun.
Uzun süre ayakta durulacaksa bir ayak basamak üzerine konarak dinlendirilmelidir.
Sırtınızı destekleyen iskemleler kullanın ya da iskemlenize bir destek yastığı koyun.
Bir ağırlık kaldırırken kaldırdığınız cismi vücudunuza yakın bir şekilde tutun ve kaldırırken eğilme yerine çömelmeyi tercih edin.
Romatizma
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Romatizma
Romatizma ağrılarından şikâyet eden kişiler genellikle hastalığın adını tam olarak bilmezler
Yaşanılan her gün değerlidir. Romatizmal hastalığa sahip bireyleri topluma kazandırmada fizyoterapi ve rehabilitasyonun yeri ve öneminin gerektiği şekilde kavranması, hastalıkların yaratacağı kalıcı hareket kısıtlanmalarını ve diğer sorunları en aza indirir. Fizyoterapist, hastasına ağrı ile başa çıkmasında uygulayacağı fizik tedaviyi anlatır, gerektiğinde eğitime tüm aileyi de dahil eder.
Çevremizde hemen her gün romatizma ağrılarından yakınan kişilerle karşılaşırız. Genellikle bu hastalık grubundaki kişiler hastalığının tam olarak adını bilmezler.
Hastalıkları sorulduğunda ‘Romatizmam var’ demekle yetinirler; hastalıklarının getirdiği eklem ağrılarına, hareket kısıtlanmalarına kolayca boyun eğerler.
Çünkü bu şikâyetler onlara göre çoğu zaman ilerleyen yaşın gerektirdiği bir durumdur.
Genç yaşta romatizmal hastalıklarla tanışan kişilerin durumu da pek farklı değildir. Bu hastalar, ilk başta hastalıklarının geçeceğini düşünürler ve bu yüzden uzun vadeli çözümleri araştırmazlar.
Romatologlarının verdiği ilaçları düzenli kullanırlar.
Kaliteli yaşamın yolu
Bazen hekimlerini değiştirirler, farklı ilaçları denerler. Şikâyetler her şeye rağmen tamamen ortadan kalkmıyorsa ilaç kullanımını da terk ederler. Sonunda onlar da durumlarına boyun eğerler.
Oysa hayat devam etmektedir ve yaşanılan her gün değerlidir. Hastalığa rağmen ve hastalıkla birlikte kaliteli yaşamın yolu fizyoterapi rehabilitasyondur.
Rehabilitasyon ancak bir ekip yaklaşımı ile olur. Bu ekibin en önemli parçası hastadır.
Hastanın, hastalığına ve tedavisine bilinçli yaklaşımı etkin tedavinin ilk adımıdır.
Romatolog tarafından konan teşhisle beraber, uygun ilaç tedavisi ve doz ayarlamaları hastalık aktivitesinin kontrol altında tutulması için kaçınılmazdır ve yaşam boyu devam etmelidir. Kronik bir hastalık olması yönüyle bazı hastalara psikiyatrik yaklaşımlar gerekebilir. Hastanın ağrı, eklem sertliği ve aktivitelerdeki yetersizlikler bakımından fizyoterapiye
ihtiyacı vardır.
Fizyoterapistin vereceği egzersiz tedavisi ve öneriler hastanın rehabilitasyon programı içinde mutlaka yer almalıdır.
Hastanın, hastalığı ve tedavisi hakkında iyi eğitilmiş olması, tedavi sonuçlarını da o oranda olumlu etkileyecektir.
Hasta, öncelikle romatizmal hastalığının yaratacağı problemlerden haberdar olmalıdır. Genel olarak şu sorunlarla karşılaşılır:
* Ağrı artar.
* Eklemlerde şekil bozuklukları ve hareket kısıtlanmaları meydana gelir.
* Hareketleri yorulmadan tekrarlı yapabilme yeteneği ve kas kuvveti azalır.
* Günlük yaşamda evde, işyerinde, okulda gerçekleştirilen işlerde bağımsızlık zamanla azalır.
* Yaşam kalitesi düşer.
* Depresyon ve anksiyete gelişir.
Rehabilitasyon ekibi içerisinde fizyoterapist, vereceği egzersiz programı ile hastanın bu problemlerine yönelik olarak hekimin uyguladığı ilaç tedavisini destekler.
Hastasını fizyoterapi açısından değerlendirir. Bu değerlendirme sonucuna göre tedavi programını hastaya özel planlar.
İstirahat ve egzersiz
Fizyoterapist, hastasına ağrı ile başa çıkmasında uygulayacağı fizik tedavi yaklaşımlarıyla yardımcı olur, hastalığın getireceği kısıtlanmaları anlatır, istirahat ve egzersizin ne zaman gerekli olduğu konusunda eğitim verir, bu eğitime aileyi de dahil eder.
Egzersizin faydaları konusunda hastasını bilinçlendirir; doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmasını öğretir.
Romatizmal hastalıklarda egzersizin yarattığı etkileri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:
* Eklem hareketini korur ve arttırır.
* Kasları kuvvetlendirir.
* Kasın tekrarlı iş yapabilme kapasitesini arttırır.
* Ödem azalır.
* Eklemlerin yapısal düzgünlüğü korunur.
* Kemik yoğunluğu artar.
* Fonksiyon ve kendine güven artar.
* Günlük işleri başarmada bağımsızlık artar.
Rehabilitasyonun önemi
Faydalarını bu şekilde özetleyebileceğimiz egzersizler mutlaka fizyoterapist tarafından hastaya tam olarak öğretilmeli ve doğru yapıldığından emin olunmalıdır.
Romatizmal hastalığa sahip bireyleri topluma kazandırmada fizyoterapi ve rehabilitasyonun yeri ve öneminin gerektiği şekilde kavranmasıyla, hastalıkların yaratacağı kalıcı hareket kısıtlanmalarının ve buna eşlik eden diğer problemlerin en aza ineceği şüphesizdir.
Unutmayalım ki, yaşamımıza kalite kattığımız her gün daha iyi yaşanmış demektir.
Sağlıklar dileklerimizle.
Doç. Dr. Fizyoterapist
Edibe Yakut ,
Prof. Dr. Fizyoterapist.
Nuray Kırdı
H.Ü. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, Romatizmal Hastalıklar Ünitesi
Cumhuriyet 07.08.2002
Romatizma ne demektir, nasıl bir hastalıktır?
Romatizma kelime olarak eski Yunan kökenli olup eklemlerde kötü özellikli iltihaplı sıvı birikmesi için kullanılır. Romatizmal hastalıklar MÖ 8000 yılından beri bilinir ama aydınlığa kavuşması son 20-25 yılı buldu.
Romatizmal hastalıklar genel olarak kronik (süreklilik gösteren) hastalıklardır. Yani bir kişiye romatizmal hastalık tanısı konduğunda, kişi bu hastalıkla yaşamayı öğrenmesi gerekir. Ama bu ifade sizi korkutmasın, demek istenen sürekli ve düzenli olarak hekim takibinde olmak ve ilaç kullanmaktır. Şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi…
Romatizmal hastalıklar kaç çeşittir?
Romatizmal hastalıklar deyince geniş bir hastalık grubunun akla gelmesi gerekir. İltihaplı eklem romatizmaları, omurga romatizmaları, gut, Behçet Hastalığı, Ailesel Akdeniz ateşi, kireçlenme (osteoartrit), damar romatizmaları (vaskülit), fibromiyalji sendromu (yumuşak doku romatizması) gibi birçok hastalık romatizmal hastalıklar sınıfına girer ve Romatoloji uzmanları tarafından takip edilir. Romatolojik hastalıklar ayrı bir uzmanlık alanıdır.
Bu yazıda daha çok iltihaplı eklem ve omurga romatizması hakkında bilgi vereceğiz…
Her eklem ağrısı romatizma mıdır?
Elbette değil. Çoğu romatolojik hastalıkta ağrıya ek olarak eklemde şişlik, hareketlerinde kısıtlılık ve özellikle güne başlarken eklemlerinde sertlik hali söz konusu olur. Toplumumuzda çoğunlukla romatizma kelimesi ağrıyla eşdeğer şekilde kullanılır ama bu doğru değildir. Ağrının romatizmal hastalığın göstergesi olup olmadığı hekim tarafından ayırt edilmelidir.
İltihaplı eklem romatizması dışında da başka romatizma çeşitleri var mı? İç organları da etkileyen romatizmalar var mı?
Evet. Çoğunlukla romatizmal hastalıklar eklemlerden başlar, hastalığın tipine göre eklemlerde şekil bozukluklarına ve kalıcı değişikliklere neden olurken, bir kısmı da iç organlarda da (akciğer, böbrek, karaciğer vb.) harabiyet yapabilir. Vaskülitler (damar romatizmalarında) dediğimiz grupta ise öncelikli hedef damarlardır. Eğer iç organları besleyen damarlar etkilenmişse solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği, sindirim sistemi yakınmalarına neden olabilir.
Romatizmal hastalıklarda görülen yakınmaları özetler misiniz? Yani ne tür yakınmalar olduğunda kişi Romatoloji Uzmanına başvurmalıdır?
Eklem ve omurga romatizmalarında görülen şikayetleri şöyle sıralayabiliriz:
Eklemlerde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı
Sabahları eklemlerinde sertlik olması, daha sonra yavaş yavaş gevşemesi
El parmaklarında soğukta beyazlaşma, sararıp solma
Cilt altında bezeler
Güneşte ciltte aşırı duyarlılık ve yaralar gelişmesi
Ellerde veya vücudun herhangi bir yerinde deride sertlik
Güçsüzlük, merdiven inip çıkamama, oturup kalkamama ve kaslarında ağrı
Özellikle sabahları daha belirgin bel ağrısı ve tutukluk hali
Gözlerinde sık sık iltihaplanma (üveit)
Romatizmanın nedeni nedir? Romatizmadan korunmak için ne yapılabilir?
Çoğu romatizmal hastalıkta genetik yapı önem taşır. Yani bazı genlerin varlığı romatizmaya yatkınlık yaratır. Çevresel koşullar, enfeksiyon etkenleri ve bilemediğimiz bazı durumlarda, genetik olarak romatizmaya yatkın kişilerde hastalık ortaya çıkabilir. Yani romatizmal hastalıkların nedeni hala tam bilinmiyor ve önlem alabilmek gibi bir durum da söz konusu değil.
Soğuk hava ve nem romatizmal hastalığa neden olur mu?
Soğuk havalarda ve nem oranının yüksek olduğu hallerde eklem içinde bulunan az miktardaki kayganlaştırıcı sıvının akışkanlığı ve dağılımı değiştiği için ağrı ve sızı olması doğaldır. Bu durum sağlıklı bireylerde de görülür, kişisel duyarlılıklar önemlidir. Ancak romatizmaya neden olmaz ve tek başına romatizma düşündürmez.
Sanıldığı gibi romatizma ileri yaşlarda mı görülür?
Gerçekten öyle sanılıyor. Yaş ilerleyip eklem ağrıları başlayınca herkes romatizma olduğunu düşünüyor veya gençlerde eklem ağrıları önemsenmiyor. Çoğu romatizmal hastalık genç yaşlarda başlıyor. Özellikle omurga romatizmaları genç erkekleri etkilerken, eklem romatizmaları doğurganlık çağındaki kadınlarda daha sık görülüyor. Genç erkeklerde görülen bel ve kalça ağrıları maalesef mekanik sebeplere ve bel fıtığına yorulup, romatizma düşünülmüyor. Bu da çok erken yaşlarda omurga hareketlerinin kısıtlanmasına kalmasına neden oluyor. Özellikle bel ağrısından yakınan genç yaş erkeklerin mutlaka omurga romatizması yönünden değerlendirilmesi gerekir.
İleri yaşlarda özellikle yük taşıyan eklemlerde (diz, kalça, ayak bileği) başlayan ağrıların ve şekil bozukluklarının çoğunlukla nedeni kireçlenmedir.
Çocuklarda romatizma görülür mü?
Evet. Çocukluk yaş grubuna özgü romatizma tipleri var. Çok küçük yaşlarda bile başlayabilir. Eğer erken teşhis edilip tedavi edilmezse kalıcı sakatlıklara ve gelişme geriliğine neden olabilir.
Ailede romatizmal hastalık olması diğer kişilerde risk yaratır mı?
Evet. Romatizmal hastalıkların nedenleri arasında genetik yapının çok önemli olduğunu söylemiştik. Bu durumda ailede romatizmal hastalık olması aynı veya farklı bir romatizmal hastalık için yatkınlık olduğunu düşündürür. Ama bu hiçbir zaman kesinlik taşımaz, daha önce de söylediğimiz gibi bilemediğimiz çevresel koşullara maruz kalınmazsa hiçbir şey de olmayabilir. Daha özetle; romatizmal hastalıktan kuşkulandığınız kişinin ailesinde de romatizma olması tanınızı kuvvetlendirir ama ailesinde romatizma olduğu bilinen sağlıklı bir kişide romatizma gelişeceğinin göstergesi değildir.
Romatizmal hastalığı olan kişi bebek doğurabilir mi? Bebeğine romatizmal hastalık geçer mi?
Romatizmanın tipine göre, iç organlarda harabiyet olup olmamasına göre değişir. Hastalığının o dönemde aktivitesi azalmış ve kontrol altına alınmışsa, uzun süredir hastalık şiddetinde alevlenme olmamışsa ve bazı incelemelerden sonra gebeliğe izin verilebilir. Bu süreçte çok sıkı takip gerekir. Bazı romatizmal hastalıklar gebelik esnasında alevlenip artış gösterirken, bazıları tamamen sessizleşir. Hekim onayı alınmadan gebe kalınmaması gerekir. Tedavide kullandığımız bazı ilaçların uzun süren etkilerinin olması nedeni ile, ilaç kesildikten sonra da bir süre beklemek gerekir.
Bulaşıcılık gibi bir durum söz konusu olmadığı için geçmez. Ama anne kanından bebeğe geçebilen bazı maddeler nedeni ile bazı romatizmal hastalıklarda bebeğin ilk günlerinde olumsuzluklar olabilir ama bu geçicidir.
Örneğin lupuslu gebeden doğan bebek lupuslu doğmaz. Genetik yapıyı taşıyabilir ama ilerleyen yıllarda lupus hastası olup olmayacağı söylenemez.
Romatizma tedavisi ne kadar sürer? Tamamen geçer mi?
Romatizma şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tedavi belli bir süre değil, ömür boyudur. Hastalığın şiddetine göre zaman zaman az, zaman zaman çok ilaç kullanmak gerekebilir. Tamamen hastalığı ortadan kaldırmak mümkün olmaz ama kontrol altına alınabilir. Kontrol altındaki hastalık birden alevlenebilir, bu nedenle hiçbir yakınma olmasa dahi sürekli hekim takibi gerekir.
Tedavide ne tür ilaçlar kullanılır, egzersizin yararı var mı?
Tedavide romatizmanın temel etkili ilaçları ve yardımcı ilaçlar kullanılır. Temel etkili ilaçlar bağışıklık sistemi üzerine etkilidir. Düzenli hekim takibi, kan testleri takibi gerektirir. Kortizon çok sık kullandığımız, kimi zaman hayat kurtarıcı bir ilaçtır. Bu önemli ilaçların mutlaka doktor kontrolünde kullanılıp, doktor kontrolünde bırakılması gerekir. Hem hap olarak hem de iğne şeklinde ilaçlar mevcut. Son yıllarda geliştirilen ilaçlarla romatizma tedavisinde çığır açılmıştır diyebiliriz.
Egzersiz mutlaka gerekir. Hareketleri sınırlanmış eklem ve omurganın esnekliğine kavuşması için, kas ağrılarında spazmın çözülmesi için büyük önem taşır.
Kaplıca tedavisi romatizmaya iyi gelir mi?
Genel olarak iltihaplı eklem romatizmalarına kaplıca ve sıcak uygulamalar iyi gelmez. Hatta aktif hastalık esnasında yakınmaları daha da artırabilir. Kireçlenmede faydası vardır. Kaplıcaya gitmeye karar vermeden önce hekim onayı alınması gerekir.
Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir. Romatizma tek bir hastalık değildir. 200′e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir.
Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir. Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır. Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir.
Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için ilk aşamada hastalığa doğru teşhisin konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde teşhis konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir. Romatizmal hastalığı olan her hasta için kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Başka bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri sizin için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir, uygun tedavinin yapılması gecikebilir. Romatizmal hastalıkların bir bölümünde hastalık çok uzun süre devam edebilir. Bu hastalıklara müzmin (kronik) hastalıklar denir. Bu durumda tedavininin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmayınız. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese dahi günlük yaşamınızın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır
Romatizmalı hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi edinmeleri yaşamlarını olumlu yönde etkiler. Kullanılacak ilaçların olası bilinmesi yararlıdır.
Artrit: Eklemde İltihap
Eklem, kemiklerimizin birleştiği bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek dirsek diz, parmak, ayak bileği eklemleri) bazı eklemlerimiz ise sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller. Doktorunuz teşhisinizin artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit ön planda hareketli eklemlerin hastalığıdır. Artritin en önemli belirtileri eklemde ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamamasıdır. Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk-eklemin hareketlerinde güçlük-daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.
Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Halsizlik ve yorgunluk artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken teşhis edilmesi ve uzun süre ilaçlarla tedavi edimesi gerekmektedir. Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.
Pediatrik Rehabilitasyon
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Pediatrik Rehabilitasyon
Fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarının başında yer alan değerlendirme yalnızca bir özür, nörolojik bir problem sonrası yapılan bir değerlendirme değildir.
“Bebeğin ilk 4 haftasında yenidoğanla ilgili hekim grubunun yaptığı değerlendirmelerin yansıra rutin değerlendirmelerde fizyoterapi değerlendirmesi de yer almalıdır. Amaç olası özürlerin erken saptanmasının yanı sıra bebeğin gelişiminin izlenmesi ve ailelere bebeğin fiziksel gelişimi hakkında ileriye dönük bilgi vermektir.”
Bebeklerin bir ekiple değerlendirmesi son derece önemlidir. Ekipte pediatri uzmanı, pediatrik nörolog, ortopedist, fizyoterapist, çocuk gelişim uzmanı, hemşire ve ilgili diğer sağlık elemanları yer almalıdır.
Yukarıda da bahsettiğim gibi son adet tarihinden sonra, 37 haftadan önce doğan bebekler prematüre bebek olarak tanımlanmaktadır. 26 haftadan erken doğan bebeklerin yaşama şansı daha az olmasına rağmen son dönemlerde geliştirilmiş olan tıbbi olanaklarla ( monitörle izleme, endotrakeal intübasyon ve respiratörle solunuma yardım, total parenteral beslenme gibi) bu şans artmıştır. Ülkemizde de bu tür servisler mevcuttur. Bebeklerin gelişiminde doğum ağırlığının da önemli bir yeri vardır.
Doğum ağırlığı 2500 gramın altında olan bebekler düşük doğum ağırlıklı, 1500 gramın altındakiler çok düşük doğum ağırlıklı, 1000 gramın altındaki bebekler ise ileri derecede düşük doğum ağırlıklı olarak kabul edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalarda 2500 gramın altındaki yenidoğanların yaklaşık %70’ini preterm yenidoğanlar oluşturur. Ülkemizdeki çalışmalarda da buna benzer sonuçlar elde edilmiştir.
Prematüre bebeklerde, özellikle riskli diye adlandırılan doğum yaşı ve/veya doğum ağırlığı düşük olan bebeklerde daha çok olmak üzere tüm bebeklerde kalp ve dolanım sistemine bağlı sorunlar, zor doğum sırasında oluşan asfiksi, bebeğin solunum yollarına sıvı aspirasyonu, anoksi ( oksijensiz kalma), bebeğin geç ağlaması, morarma, kan uyuşmazlığı, sarılık, akciğer problemleri, enfeksiyon, merkezi sinir sisteminin etkilenmesine bağlı olarak bazı nörolojik problemler meydana gelebilmektedir. Öncelikli olarak bu bebeklerin pediatrik nörolog tarafından görülmesi gerekir. Takiben pediatrik fizyoterapist tarafından yapılan değerlendirme de görülebilecek problemlerin erken saptanması ve dolayısıyla erken rehabilitasyonun başlamasına olanak verir ve kalıcı bozuklukların önlenmesi sağlanmış olur.
Yenidoğan bebek doğumu izleyen dakika, saat ve günlerde vücudunun hemen tüm sistemlerini içeren biyokimyasal ve fizyolojik değişiklikler ile dış ortama uyum yapmak zorunluluğundadır.
| Fizyoterapi değerlendirmesi şunları kapsar; | |
| Öykü alınması Anne öyküsü Annenin yaşı Boyu Gebelikten önceki tartısı Gebelik süresince tartı artışı Hastalıkları Aldığı ilaçlar Geçirdiği enfeksiyonlar Kötü alışkanlıkları Doğum öyküsü Doğumun yapıldığı yer Prezantasyon şekli (baş ya da makat) Travayın (doğum eyleminin) süresi Su kesesinin açılmasından doğuma kadar geçen süre Amniyotik sıvı durumu (rengi, miktarı gibi) Göbek kordonunun durumu Plasentanın özellikleri Acil girişim veya özel bakım gerektiren bir durum olup olmadığının belirlenmesi Majör veya minör bir anotomik anomali varlığının saptanması Daha sonraki değerlendirmelere esas oluşturacak bulguların kaydedilmesi |
İlk değerlendirmede yenidoğanın genel durumu değerlendirilir. Cildin rengi ve postür gözlenmelidir. Yenidoğan normalde intrauterin yatış pozisyonunu devam ettirir ve fleksiyon postüründedir. Ayrıntılı değerlendirmede; Kranial sinirler, Refleksler, Postür ve kas tonusu, Ekstremite deformitelerinin olup olmadığı, Anne karnındaki pozisyona bağlı gelişebilecek deformiteler ( özellikle boyunda görülebilecek tortikollis, el ve ayak eklemlerinin harekeliliği ve pozisyonu, omurga ) Motor gelişim özellikle baş kontrolü, Emme ve beslenme durumu, Duyu ve algılama testleri yapılır. Gebelik döneminde, doğum sırasında ve sonrasında meydana gelebilecek problemlerde, değerlendirme oluşan tabloya göre ayrıntılandırılır. Genetik hastalıklara bağlı görülebilecek bozukluklar, Kol ve bacak kemiklerindeki kırıklar, Sinir zedelenmeleri ( Brakiyal pleksüs, omurilik zedelenmesi ) ayrıca değerlendirilmelidir. |
Değerlendirmelerden sonra herhangi bir nörolojik problemi bulunmayan bebeklerin ailelerine,
Beslenme ve taşıma sırasındaki pozisyonlar,
Yatış sırasındaki doğru pozisyonlama,
Bebeğin motor gelişiminin dönemleri, ögretilmelidir.
( Bu bilgi ailelerin bazı hareketleri erken yaptırarak eklem deformitelerine neden olmalarını önler. )
Sık görülen,
Bebeğin erken oturtulması, bastırılması, yürütülmeye çalışılması,
Tekrarlayıcı hareketlerin yapılması (devamlı zıplatma yada zıpzıp kullanılması),
Uygun olmayan yürüteçlerin kullanılması ,
Uygun olmayan aykkabıların kullanılması,
Bebeğin devamlı kucakta tutulması, yüzükoyun pozisyona hiç getirmeme yada devamlı aynı pozisyonda tutma, önlenmelidir.
Ailelere bebeğin normal gelişimi anlatılmalıdır. Özellikle prematüre bebeklere ailelerin düzeltilmiş yaşına göre davranmaları istenmelidir.
Bunun yanında ailelerin bazı bozuklukların erken tespitine yardımcı olmak amacıyla,
1 aylık bebekte;
Sürekli ağlama
Emme bozukluğu
Israrlı ve sürekli kusma
Çevresinden gelen uyarılara cevap vermeme
Havale (Konvülzyon)
2 aylık bebekte
(yukarıdakilere ek olarak);
Bulunması gereken reflekslerin kaybı
Kaslarda aşırı sertlik ya da gevşeklik
3 aylık bebekte;
Gözde kayma, titreme
Bebeğin sırtüstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi sert bir şekilde durması
Bebeğin gülmemesi, annenin yüzüne bakmaması
4 aylık bebekte;
Baş kontrolünün olmaması
Gözde odaklaşmanın sağlanamaması
Elin ya da ellerin baş parmak içte kalacak şekilde yumruk halinde tutulması
Kaybolması gereken reflekslerin devam etmesi
8 aylık bebekte;
Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması
El-göz koordinasyonunun yokluğu
Tekme atarken iki bacağın da itilmesi
Bebeğin bacaklarını uzatarak oturduğu pozisyonda vücudunun öne eğilmesi, bacakların birbiri üzerine binmesi
10 aylık bebekte;
Emeklemenin olmaması ya da her iki ayağın birden çekilerek, sıçrar tarzda emekleme
Ayağa kalkmada zorluk
İsmi ile çağrılınca tepki vermemesi
Ağızdan salya akması
Verilen yiyeceği ağzına almaması ya da ağzına götürememesi
1 yaşındaki bebekte;
Tutunarak yürüyememesi
Parmak ucuna basarak yürüme
belirtileri gözlendiği durumlarda derhal doktora başvurmaları söylenmelidir.
Bebek yürüyene kadar, en fazla 3 aylık aralarla rutin fizyoterapist kontrolü sağlanmalıdır.
Herhangi bir bozukluk durmunda fizyoterapi yaklaşımı tamamen değişmektedir.
Teşhisden sonra, olabilecek en kısa zamanda rehabilitasyona başlanmalıdır.
Osteoporozda Egzersiz
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Osteoporozda Egzersiz
Kemiklerinizin Güçlendirilmesinde Egzersizin Önemi!
Düzeni egzersiz, dayanıklılığı arttırıcı etkisiyle, osteoporozu önlemede çok önemlidir. Kemikleriniz uygulanan mekanik basınca karşı çok duyarlıdır. Dolayısıyla yük altındaki kemikler daha çok kalınlaşır ve güçlenir. Bu nedenle, vücut ağırlığı ile yapılan egzersizler kemiklerin üzerinde basınç yaratarak kemik yapımını artırdığı gibi, kas gücünü de arttırır.
Hareketsizlik (Örn: Alçıda veya yatalak olmak) kemiklerin zayıflamasına neden olur.
Yerçekiminin ve kemiklerin üzerindeki ağırlığın yok olduğu uzayda yaşayan astronotların hızlı bir kemik kaybına uğradıkları gösterilmiştir.
Kemikler üzerindeki bu değişiklikler düzelebilir. Düzenli bir egzersiz uygulamasına başlamak, kemiklerin tekrar güçlenmesine ve osteoporoz riskinin azalmasına yardımcı olabilir.
Menopozdaki bir grup kadına bir yıl süreyle haftada üç kez egzersiz yaptırılmıştır. Bu egzersiz rejimi, 5-10 dakikalık esnemeyi takiben 30 dakikalık yürüme, hafif koşu veya dans figürlerinden oluşmuş; sonuçta egzersiz yapan kadınların kemiklerinin egzersiz yapmayan kadınlara göre daha güçlü olduğu saptanmıştır.
Egzersiz Kemiği Nasıl Geliştirir?
Kemikler, ince doku lifleriyle birbirine bağlanan bir hücre ağı içerir. Kemik ağırlığa maruz kaldığında, bu lifler gerilir, çekilir, basılır ve bükülür. Bu, kemik dokusunda yeni kemik oluşumunu uyaran bir sinyal işlevi görür. Böylece, kemiğin en fazla ağırlık altında olduğu noktalarda kemik kütlesi artar.
-Yeni kemiğin oluşma oranı, kemiğin maruz kaldığı gücün büyüklüğüne ve hızına bağlı olarak değişir. Bu güç ne kadar büyük uygulanırsa, yeni kemiğin oluşma oranı da o kadar artar, (Ancak, bu güç çok fazla olursa, kemik kırılır.)
-Egzersiz aynı zamanda kan dolaşımını da uyarır. Bu sayede kemiklerinize oksijen
ve kalsiyum gibi besin maddeleri daha fazla ulaşır.
-Yapılan araştırmalar, egzersizin menopoz öncesi ve menopoz sonrası kadınlarda kemiğin dayanıklılığını arttırdığını göstermiştir.
-Düzenli egzersiz kasları güçlendirerek, dayanıklılık, elastikiyet ve denge yeteneğini
arttırır. Sonuçta, yaşlıların düşme olasılığını azaltır.
-Hareketsizlik kalça kırığı riskini arttırır.
-Egzersiz ile osteoporozdan kaynaklanan kemik kırığı riski azalır.
Hangi Tür Egzersiz En iyisidir?
Kemiklerin dayanıklılığını arttırmada en yararlı egzersizler, Kemiklere aerilinı uygulayan ağırlık taşıma aktiviteleridir.
Aşağıda, kemikler için yararlı bazı egzersizler yer almaktadır:
Aerobik
Raket sporları
Jimnastik
Yürüyüş
Voleybol
Koşma
Dans
Sıçrama
Eklemleri ve kasları esneten hareketler de kemiklere hafifçe basınç uygular. Dolayısıyla, yoga ve yüzme gibi ağırlık etkisi olmayan egzersizlerin de yaran olabilir. Bu sporlar kişinin vücudunu daha iyi kontrol etmesinni sağlayarak düşme riskini azaltır.
Egzersiz Ne Sıklıkta Yapılmalıdır?
Kemik yoğunluğunda devamlı bir artış sağlamak istiyorsanız, her gün kemiklerinize ağırlık veren bir egzersiz yapmalısınız. Bu egzersizin aşırı yapılmasına gerek yoktur. Örneğin, günde sadece 10-30 dakika sıçrayarak kemik yoğunluğunuzda artış sağlarsınız. Sağlıklı bir egzersiz için ideal olarak haftada beş kez, 20-30 dakika süreyle ölçülü egzrsiz yapmayı hedeflemenizde fayda vardır.
-Yarım saatlik egzersizinizin bir defada tamamlanması gerekmez. Dilerseniz bunu
günde iki veya üçe bölebilirsiniz.
-Forma girdiğinizde, herhangi bir egzersiz tipini her gün yapmaya çalışmalısınız.
Egzersiz, kemik direncini artırmak için çocukluk çağında da önemidir. Çocuklar haftada en az iki saatlik, tercihen iki veya daha fazla seans şeklinde egzersiz yapmaya özendirilmelidir.
-Yetmiş yaşın üzerindeki kişiler, fiziksel aktivite düzeylerindeki herhangi bir genel
artıştan yarar sağlarlar.
-Dahası, oturma ya da yatma yerine ayakta durma bile kemiklerin direncinin artmasına yardımcı olur. Yürüme, merdiven çıkma, yük taşıma, ev işleri, dans ve bahçeyle uğraşma gibi aktivitelerin tümünün osteoporoz kırıklarına karşı korunmada yardımcı olduğu bilinmektedir.
Dolayısıyla, yaşlı kişilerin fiziksel aktivite düzeylerini olabildiğince korumaları büyük önem taşımaktadır.
Nabız Hızınızı Ölçmeyi Unutmayın!
Yağ yakmak, forma girmek ve kemiklerinizi güçlendirmek amacıyla egzersiz yaparken, kalbinize fazl yüklenmeden güvenli sınırlar içinde kalabilmek için nabız hızını ölçmeyi ihmal etmemelisiniz, nabzınızı en kolay şu iki noktadan ölçebilirsiniz:
El bileğinizin iç kısmında, başparmağınızla aynı hizada (radyal nabız) Boynunuzun yan tarafında, çenenizin altında (karotis/şahdamarı nabzı) nabzınızı yaklaşık 15 dakika sakince oturduktan sonra sayın. Bu, dinlenme halindeki nabız hızınızdır.
-Normal olarak zinde bir kişide kalp dakikada yaklaşık 70 defa atar.
-Ancak bazı İlaçlar (Örn: Beta-blokerler), kalbinizin iş yükünü azaltmak üzere, kalbinizi yaklaşık 60 atıma kadar yavaşlatmak amacıyla tasarlanmıştır.
-Herhangi bir ilaç almıyorsanız, dinlenme halindeki nabız hızınız genel zindelik düzeyinizin kabaca bir değerlendirmesini verir:
| Dinlenme halindeki nabız hızı (dakikada atım) | Zindelik düzeyi |
| 50-59 | Mükemmel (idmanlı aletler) |
| 60-69 | İvi |
| 70 79 | Orta |
| 80 veya üzeri | Kötü |
Egzersizi Hangi Durumlarda Bırakmalısınız?
Egzersiz sırasında Kalbinize fazla yüklenmediğinizi görmek için, on saniye süreyle nabız hızınızı ölçün. Nabzınızın yaşınız için aşağıdaki tabloda gösterilen on saniyelik nabız sınırı içinde kaldığından emin olun;
| yaş | on saniyelik nabız sının |
| 20-29 | 20-27 |
| 30-39 | 19-25 |
| 40-49 | 18-23 |
| 50-59 | 17-22 |
| 60 - 69 | 16-21 |
| 70 | 15-20 |
-Egzersiz sırasında yaklaşık her on dakikada bir, on saniyelik sürelerle nabzınızı ölçün.
-Eğer formda değilseniz, başlangıçta nabzınızın on saniyelik nabız sınırınızın taban değerinde kaldığından emin olun. Birkaç hafa içinde yavaş yavaş nabız sınırının tavan değerine çıkarın.
Eğer herhangi bir zamanda nabız hızınız olması gerektiğinden daha yükseğe çıkarsa, egzersizi kesin ve nabzınız düşünceye kadar yavaş yavaş yürüyün. Yeniden başladığınızda, egzersizi biraz daha hafiften alın.
Egzersizi bıraktıktan birkaç dakika sonra da nabzınızı almaya çalışın. >¦ nabzınız ne kadar hızlı düşerse, o kadar formdasınız demektir.
On dakika dinlendikten sonra, kalp atım hızınız dakikada 100 atımın altına inmelidir. Eğer gerçekten formdaysanız, nabzınız bir dakikada 70 atıma kadar düşecektir.
20 dakikalık egzersizin sonunda, kendinizi tükenmiş değil, daha dinçleşmiş lissetmelisiniz.
Aşağıdaki durumlarda derhal egzersizi bırakın ve doktorunuzla konuşun;
-Herhangi bir zamanda ağn hissederseniz.
-Konuşamayacak kadar nefessiz kalırsanız
-Nefes darlığı veya ağrı hissederseniz
-Başınız dönerse ve kendinizi kötü hissederseniz
Egzersiz Rutininizi Düzenli Olarak Değiştirin
Egzersiz rutininizi düzenli olarak (6 ayda bir) değiştirmeniz yararlı olur.
Yapılan araştırmalar, 55 yaşın üzerindeki (yani, menopoz sonrası) kadınlarda kemik yoğunluğunun ağırlık veya aerobik gibi düzenli bir egzersiz programına başladıktan yaklaşık 6 ay sonra doruk noktasına ulaştığını göstermektedir. Me var ki, bu yarar bir /il sonra kaybolmaktadır.
Bu nedenle, eğer aynı biçimde egzersiz yapmaya devam ederseniz, sadece yeni kemik oluşturmayacak, aynı zamanda hem kemik yoğunluğunuzu artıracak hem de kemik kütlenizi korumuş olacaksınız.
Yaptığınız egzersiz türünü değiştirdiğinizde, kemikleriniz farklı bölgelerde yeni
uyarımlar alacak ve kemik oluşturma sürecine devam ederek maksimum etki sağlayacaktır.
Çok Fazla Egzersiz Sizin için Zararlı mı?
Düzenli egzersiz kemik yoğunluğunuzu arttırıp, osteoporoza karşı koruma sağlarken, çok ileri gitme olasılığı da vardır!
Aşırı egzersiz (özellikle de eğer kalsiyum bakımından yetersiz bir beslenme eşlik ediyorsa) kemiğin zayıflamasına ve stres kırıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.
Eğer bir kadın aşırı egzersiz yaparsa, östrojen düzeyleri düşebilir ve adetten kesilebilir. Bu, kemikler üzerinde menopoz sonrası östrojen eksikliği ile benzer etkiye sahiptir. Söz konusu kadının kemik yoğunluğu yılda %2-3 gibi hızlı bir oranda azalacaktır.
Ancak, kalsiyum takviyesi alınıp, aşın egzersiz düzeyleri önerilen düzeye indirildiğinde adet görmesi geri gelecek ve kemik mineral yoğunluğu tekrar artmaya başlayacaktır.
Egzersiz daima mantıklı düzeylerde tutulmalı ve ideal olarak profesyonel sporcular uzman gözetiminde idman yapmalıdır.
Osteoporoz (Kemik Erimesi) Nedir? Nasıl Korunmalı?
Yazar berkmr | 04.07.2007 | Kategori Osteoporoz (Kemik Erimesi)
Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Kemik erimesinin şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artmaktadır. Osteoporoz ciddi ve sinsi bir hastalıktır. Bu yüzden kemik erimesi, zamanında yakalanıp önlenmezse sakatlıklara ve ölüme neden olur. Dünyada kalp-damar hastalıkları ve kanserden sonra bilinen 3. ölüm nedeninin osteoporoz olduğu bildirilmiştir.
Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50′lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar. Osteoporoz 3 kadına karşılık 1 erkekte görür ve yaşlılıkta daha çok rastlanan bu hastalık tek başına yaşlılık hastalığı değildir.
Kemikler de kalp, beyin gibi canlı ve sürekli yapılanan bir sistemdir. 30 yaşına kadar kemik yapısı ilerler ve 30 yaşında doruk noktasına ulaşılır. 30 yaşında yeterli kemik kütlesine ulaşılmaması halinde hastalık ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden, kemiklerin korunmasında ve güçlü olmasında birinci adım beslenmedir. 45 yaşından sonraysa kemik kayıp hızı, artmaya başlar. 30-35 yaşına kadar kemik yoğunluğunu en üst seviyeye taşıyabilirsek, ileride yaşanacak yıkımın tahribatını da en aza indirebilir ve osteoporozun önüne geçebiliriz.
ANNE KARNINDAN İTİBAREN BESLENMEYE ÖZEN GÖSTERİLMELİ !
Bebeklikten, hatta anne karnından itibaren doğacak çocuğun geleceği düşünülerek doğru beslenilmesi lazım. Kalsiyumun, yaşam boyunca yeterli miktarda alınması, kemik dokusunu en üst seviyeye çıkaracağından bu yıkımın etkisini zayıflatır. Ayrıca fiziksel aktiviteler, kemiklerin güçlenmesini sağlar. Bütün bunlara karşın yine de genetik gibi diğer bazı faktörler nedeniyle hastalık ortaya çıkabilir. O zaman da uygulanacak tedaviyle yıkım önlenebilir.
Osteoporotik kemik hem kütlesini kaybetmiş hem de iç yapısı bozulmuş bir kemiktir. Kaybolan kemiği tekrar yerine koymak oldukça zor, pahalı ve uzun zaman alan bir olaydır, dolayısı ile risk faktörlerini belirlemek ve osteoporozu önlemek gelişmiş bir osteoporozu tedavi etmekten daha kolaydır.
KEMİK ERİMESİ İÇİN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ…
1. Kadın olmak
2. 50 yaşın üstünde olmak (Yaş arttıkça yoğunluğunu kaybeden kemikler zayıflar)
3. Menopoza girmiş olmak (Menopoza girmiş kadınların ortalama üçte birinde osteoporoz gelişmektedir ki, bunun sorumlusu östrojen düzeyindeki azalmadır)
4. Erken menopoza girmek veya yumurtalıkların operasyon ile alınmasını takiben cerrahi (yapay) menopoza girmek.
5. Erkeklerde erkek cinsiyet hormonu olan testosterondaki azalma ile kemik kütlesi de azalabilmektedir (Erkeklerde gonad fonksiyonunun; işlevinin herhangi bir nedenle azalması osteoporoza bağlı kırıklara yol açabilmektedir).
6. Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle beslenme ve vitamin D eksikliği
7. Fiziksel aktivitenin, hareketliliğin ve egzersizin az olması, (egzersizin kemik kütlesini arttırdığı, kemiği kuvvetlendirdiği kanıtlanmıştır).
8. Ailede osteoporozlu kimselerin bulunması (kırıklara yatkınlığın bir kısmı kalıtsaldır; annelerinde omurga kırığı öyküsü olan genç kadınlarda da kemik kütlesinde azalmaya rastlanmaktadır)
9. Kısa boylu, ince yapılı kişiler iri yapılı, kilolu kişilere göre daha fazla osteoporoz riski taşımaktadırlar.
10. Beyaz tenli, açık renk gözlü olmak.
11. Sigara içmek
12. Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok fazla tüketmek.
13. Bazı ilaçları uzun süreden beri veya yüksek dozlarda kullanıyor olmak (örneğin; kortikosteroidler, lityum, alüminyum, antikonvülzanlar, antiasitler, antikoagülanlar, siklosporin, tiroid ilaçları ve bazı kanser ilaçları gibi).
14. Bazı hastalıkların olması. Örneğin; şeker hastalığı, tiroid veya paratiroid bezinin fazla çalışması, mide-barsak operasyonu geçirmiş olmak, uzun süren hareketsizlik, felçler, bazı romatizmal hastalıklar ve diğer bazı endokrin (hormonal) hastalıklar osteoporoza neden olabilmektedirler.
Bütün bu nedenlerden dolayı osteoporoz hastalığının sebebinin araştırılmasında tanısında takibinde sadece muayene yeterli değildir; film, kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri de gerekmektedir.
Belirtileri:
Bel ve sırt ağrısı
Boyda kısalma, omurgada kırık
Sırtta kaburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma
El bileğinde kırık
Kaburga kırıkları
Kalça kemiğinde kırık
Hastalığın önüne geçmek için bol sebze ve süt ürünleri tüketilmesi gereklidir.Peynir, lor, yoğurt, süt ve bol sebze sofradan eksik edilmemelidir. Günde 15-20 dakika mutlak surette güneşte kalınmalı ve egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz günde en azından yarım saat tempolu yürüyüş şeklinde olabilir.
Osteoporozda tanı kemik mineral yoğunluğu ölçümü ile konur. Osteoporozun tipini belirlemek için bununla birlikte kan biyokimya değerleri araştırılmalıdır.
Erken tanı konması son derece önemlidir !!!
Tedavide;
1.Yaşam tarzında değişiklikler yaparak düşmeyi azaltacak önlemler almak,
2.Doktorunuzca önerilen egzersiz programlarını uygulamaya çalışmak,
3.Beslenme şeklinizi önerilen şekilde düzenlemek,
4.İlaçlarınızı düzenli kullanmak ve yine düzenli doktor kontrolüne gitmek,
5.Osteoporozun önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu bilmek gerekmektedir.
Kategoriler
- Bel Sağlığı (5)
- Bel Sağlığı için Yatak Seçimi ve Uygun Yatış Po (1)
- Boyun Ağrısı (2)
- Boyun Fıtığı (1)
- El Rehabilitasyonu (1)
- El uyuşması (1)
- Fizik Tedavi Nedir? (1)
- Hastalıklar (7)
- Liposuction (1)
- Ofis Egsersizleri (1)
- Osteoartritte Yürüme Bozuklukları (1)
- Osteoporoz (Kemik Erimesi) (1)
- Osteoporozda Egzersiz (1)
- Pediatrik Rehabilitasyon (1)
- Romatizma (1)
- Sırt ve Bel Ağrıları (1)
- Sportif Rehabilitasyon (1)
- Stresin Kas Ağrısı Üzerine Etkisi (1)
- Su İçinde Terleme Tedavisi (1)
- Yaralanmalar (15)
- Yumuşak Doku Romatizması (1)


